Gezi Notları Tutmak
İlk uzun yolculuğumdan döndüğümde elimde yüzlerce fotoğraf vardı ama garip bir boşluk hissediyordum. Fotoğraflara bakıyorum, o sokağı hatırlıyorum; ama o sokakta ne düşündüğümü, kimle konuştuğumu, neden o kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. O gün karar verdim: bir daha çantasız çıkmam ama defter olmadan da çıkmam.
Yıllar içinde denediğim onlarca yöntemden bana kalanları anlatacağım. Amacım size "her akşam bir sayfa yaz" gibi tutamayacağınız bir söz verdirmek değil; yolda gerçekten sürdürebileceğiniz, döndükten sonra da okumaktan keyif alacağınız bir seyahat günlüğü yazma alışkanlığı kurmanıza yardım etmek.
Yolda Not Tutmayı Sürdürülebilir Hale Getirmek
Günlük tutma girişimlerimin çoğu ilk üç günde bitti. Sebebi hep aynıydı: kendime fazla iş çıkarıyordum. Akşam yorgun düşüp yatağa girdiğimde "bugünü baştan sona anlatmam gerek" fikri beni ürkütüyordu. Çözüm, notu küçültmekti.
Günde üç satır kuralı
Şimdi kendime tek bir söz veriyorum: her gün en az üç satır. Üçü de tek kelime olabilir. Genelde şu üç şeye cevap veriyorum:
- Bugün ne yedim? Tadı, fiyatı, mekânın adı. Bu satır beni yıllar sonra bile o masaya geri götürüyor.
- Bugün kimle konuştum? Otobüste yanıma oturan öğrenci, pansiyonun sahibi, yol soran başka bir gezgin.
- Bugünün tuhaf ayrıntısı ne? Kapı zilinin sesi, kaldırım taşlarının rengi, ezan ve çan sesinin üst üste gelmesi.
Üç satır yazmaya oturduğumda çoğu zaman on satır yazıyorum. Ama az söz verdiğim için hiç kaçırmıyorum. Kaçırmadığım için de defter bitiyor.
Anlık not ile akşam notunu ayırın
Benim sistemim iki katmanlı. Gün içinde telefonun notlar uygulamasına kırık dökük şeyler yazıyorum: "3. peron, sarı bina, 42 lira", "kadının adı Ayşe teyze". Bunlar hatıra değil, hammadde. Akşam ya da ertesi sabah kahve içerken bu hammaddeyi deftere geçiriyorum. Aradan birkaç saat geçmesi işe yarıyor; günün hangi parçasının aslında önemli olduğunu ancak o zaman görüyorum.
Telefonda yazarken sesli not da kullanıyorum. Özellikle yürürken, tren beklerken. Sesli notların bir faydası daha var: yıllar sonra kendi sesinizin yorgunluğunu, heyecanını duyuyorsunuz. Yazı bunu taşıyamıyor.
Defter mi telefon mu?
Ben ikisini birlikte kullanıyorum ama asıl arşiv kâğıtta. Sebebi romantizm değil: telefon şarjı bitiyor, ekran güneşte görünmüyor, bildirimler dikkatimi dağıtıyor ve en kötüsü, telefonu çıkarmak bazı yerlerde dikkat çekiyor. Güvenlik konusunda temkinli davranmayı öğrendiğim yerlerde cebimden küçük bir defter çıkarmak çok daha az göze batıyor.
Buna karşılık telefon arama yapabiliyor, konum kaydediyor, fotoğrafla notu eşleştiriyor. Kâğıt defterin başına gelebilecek en kötü şey ise kaybolmak. Bu yüzden her hafta defterin dolan sayfalarını fotoğraflayıp bulut hesabıma atıyorum. On saniyelik iş, bir yolculuğun tamamını kurtarıyor.
Anıları Hatırlanabilir Kılan Yazma Biçimi
Not tutmanın kolay kısmı yazmak. Zor kısmı, yazdığının sonradan bir işe yaraması. Elimde öyle defterler var ki açıp okuyorum, "Kaleyi gezdik, çok güzeldi" cümlesinden hiçbir şey hatırlamıyorum. O yüzden nasıl yazdığımı zamanla değiştirdim.
Duyularla yazın, sıfatlarla değil
"Çok güzeldi" boş bir cümle. Bunun yerine ne duyduğumu, ne kokladığımı, elimin neye dokunduğunu yazıyorum. "Kalenin taşları öğlen güneşinden o kadar ısınmıştı ki oturamadım, aşağıdan balık kokusu geliyordu" cümlesi beni on yıl sonra bile o duvarın üstüne oturtuyor. Beynimiz soyut değerlendirmeleri değil, duyusal ayrıntıları saklıyor.
Aynı mantık duygular için de geçerli. "Yorgundum" yerine "otobüste ayakta uyumaya çalışırken pencereye kafamı üç kez çarptım" yazıyorum. Sahne kalıyor, etiket uçuyor.
Sayıları ve isimleri mutlaka yazın
Bu, günlüğümü aynı zamanda bir rehber hâline getiren şey. Yazdıklarım:
- Konaklamanın gecelik fiyatı, oda numarası, mahallenin adı
- Şehir içi ulaşımda kullandığım kartın adı ve bakiye yükleme yeri
- Otobüs/tren kalkış saatleri ve gerçek varış saatleri
- Yerel dilde işime yarayan üç beş kelime, kendi yazımımla
Bu notlar sonraki yolculuklarımda bütçe planımı gerçekçi yaptı. Tahminle değil, kendi kayıtlarımla hesap yapmaya başladım. Bir arkadaşım aynı ülkeye gideceğinde de ona hazır bilgi verebiliyorum; bağımsız gezmenin en tatlı yanlarından biri bu paylaşım.
Boşlukları doldurmak için biletleri saklayın
Defterimin arkasında bir zarf ya da lastik var. Müze bileti, otobüs bileti, kafenin peçetesi, ürün etiketi... Hepsini o güne ait sayfanın yanına sıkıştırıyorum. Yazamadığım günlerin boşluğunu bu kâğıtlar dolduruyor. Bir bilete bakıp "ha, o gün yağmurda kaldık" diye hatırlıyorum ve o anıyı gecikmeli olarak yazıyorum.
Dönüşte bir "kapanış sayfası"
Eve döndükten birkaç gün sonra, yolculuğun tamamı için tek sayfa yazıyorum: en iyi üç an, en büyük hatam, bir daha ne yapmam, ne öğrendim. En çok bu sayfalara dönüyorum. Çünkü rota unutuluyor, hata unutulmuyor; ve o hataları not ettiğim için bir sonraki yolculukta tekrarlamıyorum.
Not tutmak yolculuğu izlemekten çıkarı